Leyla Güven: Sayın Öcalan kadın özgürlüğü için muazzam bir çaba vermiştir

  • 09:35 21 Kasım 2018
  • Güncel
Kibriye Evren
 
DİYARBAKIR - PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın üzerindeki tecridi protesto etmek amacıyla tutuklu bulunduğu cezaevinde başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eyleminin 14'üncü gününe giren DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkâri Milletvekili Leyla Güven, "Sayın Öcalan'ın içinde bulunduğu tecride en fazla kadınlar karşı çıkmalıdır, çünkü kadın özgürlüğü için muazzam bir çaba ve emek vermiştir. Ayrıca toplumsal barışın teminatı Sayın Öcalan'dır" dedi. 
 
Türkiye'nin Efrîn'e dönük saldırılarına gösterdiği tepki, yaptığı açıklamalar ve Demokratik Toplum Kongresi'nin (DTK) çalışmaları nedeniyle 31 Ocak'ta tutuklanan ve Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutulan DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkâri Milletvekili Leyla Güven'in, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın üzerindeki tecridi protesto etmek amacıyla başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi 14'üncü gününde devam ediyor. Kendisiyle aynı cezaevinde bulunan gazeteci Kibriye Evren'in sorularını yanıtlayan Leyla, Abdullah Öcalan'ın üzerindeki ağırlaştırılmış tecridi ve ortaya koyduğu paradigmayı, kadına yönelik şiddetin tarihsel boyutu ile bugün geldiği noktayı değerlendirdi. 
 
'Ne oldu da kadın nesneye dönüştürülmek isteniyor'
 
İlk olarak 25 Kasım Kadına Karşı Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü'ne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Leyla, kadının şu an içinde bulunduğu şiddet sarmalının nedenlerinin kadının tarihide gizli olduğunu belirtti. Leyla, "Binlerce yıldır ezilen ve sömürülen kadın gerçekliğinin bu yönlü ele alınarak bir özgürlük paradigmasına dönüştürülmesinin Sayın Öcalan şahsında bir ilki ifade ettiğini söylemek gerekir. 'Kadın yaşamı yaratan ama yaşamdan uzaklaştırılan, toplumu yaratan ama toplumdan uzaklaştırılan, herkesin olan ama kendisinin olamayan bir gerçekliğe sahip' sözü kadın olgusunun bugün güncel gerçekliğini anlatması açısından çok önemlidir. Bugün tarihsel verilerden görüyoruz ki neolitik devrim olarak adlandırılan doğal toplum sürecinde kadının cins olarak öncülük ettiği özgür, eşit ve komünal bir yaşam biçimi var. Böylesi bir toplumsal rolü varken ne oldu da kadın bugün bir nesneye dönüştürüldü ve yarattığı tüm değerler neden baş aşağı yapıldı? Gerek Göbeklitepe gerekse Çatalhöyük'te bu tarihsel hakikati görmek mümkündür" ifadelerini kullandı.  
 
'Kendi tarihimin bilincine vardım'
 
Kadının bir sömürge haline getirilmesinin bir anda olmadığını bunun toplumla aynı oranda yaşanan değişimle bir sınıflaşmayı ve ezilmeyi yaşadığını kaydeden Leyla sözlerine şu şekilde devam etti: "Bu tarihsel hakikati Sayın Öcalan çözümleyerek; toplumun kurtuluşunun da minvalde kadının özgürleşmesi ve kurtuluşu ile mümkün olduğunu dile getirmiştir. Şimdiye dek hiçbir devrimci hareketin dolayısıyla da liderinin mücadelesinin merkezine kadın özgürlüğünü koymadığını biliyoruz. O nedenle bu biz Kürt kadınları hatta özgürlük iddiası olan tüm kadınlar açısından büyük bir şanstır. Sayın Öcalan'ın özgürlük paradigması ile kadınlarının örgütlenerek, mücadele ederek nasıl bir değişim yaratabildiklerinin somut örneği olduğunu belirtebilirim. Örneğin ben ilkokul mezunu görücü usulü ile evlendirilmiş iki çocuklu bir kadın iken şimdi ise muazzam büyüyen bir kadın hareketinin öncüsü durumuna geldim. Belki önce ulusal bilinçle katıldığım siyasi parti çalışmalarında zamanla cins bilincini edinerek kendime yabancılaştırılmışlığın daha fazla farkına vardım. Kendi tarihimin bilincine vardım ve bugün erkek egemenliğinin bizlere dayattığı toplumsal cinsiyet normlarını örgütlenerek ve mücadele ederek aşabileceğimi her geçen gün daha fazla hissettim ve yaşadım. İşte tüm bu geçtiğim aşamaları ve bugün ulaştığım düzeyi Sayın Öcalan'ın kadın paradigmasına borçluyum. Bunu kendi açımdan olduğu gibi tüm kadınlar açısından da bir şans olarak görüyorum. Bu nedenle Sayın Öcalan'a uygulanan tecridin kırılması benim açımdan ahlaki ve vicdani olduğu kadar toplumsal bir sorumluluktur." 
 
'Eylemim bireysel olduğu kadar toplumsaldır da'
 
Yaptığı açlık grevi eylemine değinen Leyla, bu eylemin amacının bireysel olduğu kadar toplumsal olduğuna dikkat çekti. Leyla, Abdullah Öcalan'ın toplumsal barış için rolünü oynayabileceği bir zeminin yaratılması gerektiğini ifade ederek, bunun en fazla kadını ve onun mücadelesini etkileyeceğini ifade etti. Leyla, savaşın en fazla kadınları etkileyen bir olgu olduğuna işaret ederek devamında şunları söyledi: "Savaşın yarattığı yıkım, yoksulluk en fazla kadınları etkilediği gibi devletin yarattığı militarist şiddet, erkek egemenliğini besleyen ve yayılmasını sağlayan bir içeriğe sahiptir. Sayın Öcalan'ın içinde bulunduğu tecride en fazla kadınlar karşı çıkmalıdır, çünkü kadın özgürlüğü için muazzam bir çaba ve emek vermiştir. Ayrıca toplumsal barışın teminatı Sayın Öcalan'dır."
 
Şiddet yasalar aracılığı ile meşrulaştırılıyor
 
Devlet olgusunun kendisini şiddet üreten bir paradigma olarak  kurgulandığı için tüm mekanizmaların da buna göre şekillendiğini söyleyen Leyla, "Tarihsel gelişmelerden biliyoruz ki ataerkillik kadın değerlerini altüst edip geliştikçe devlet bir ataerkil kurum olarak bugünkü halini almıştır. Dolayısıyla da bundan anlıyoruz ki devlet; erkek egemenliğine göre biçimlenmiş ve bu ideolojisini de topluma yaymak gibi bir gerçekliği ifade eder. Toplumsal cinsiyet ilişkilerini de okulda, ailede, sokakta kendi yasaları, normları aracılığı ile yayar, toplumsallaştırmaya çalışır. Doğal olarak kadını eve hapseden, salt annelikte sınırlandırılan, çocuk doğurma aracına dönüştüren, erkeğin her türlü tasarrufu üzerinde gerçekleştirebilmesinin her yönüyle meşrulaştıran bir süreç sistemi olarak inşa eder. Bu inşa etme sürecinde beraberinde kadının toplumda eşin sevgilisinin, babasının, kardeşinin, hatta sokaktaki herhangi bir erkeğin; Şiddetine, tacizine, tecavüzüne maruz bırakılmasını getirir. Çünkü bir zincirin halkaları gibi bir süreç ataerkil şiddet olarak hayat buluyor. Yasaları aracılığı ile de bu durumu meşrulaştırıyor. Kadına yönelik şiddet, aile içi bir sorun gibi ele alınıyor ya da kadının erkeği ağır tahrik ettiğini söyleyerek çok rahatlıkla ceza indirimine gidiliyor.  Ya da tümden cezasızlıkla sonuçlandırılabiliyor" sözlerine yer verdi.
 
'Efrin işgalini dillendirdiğimden tutukluyum'
 
Leyla devamında şu ifadeleri kullandı: "Bu belirttiklerim devlet şiddetinin bir yanıyken diğer boyutu ise ülkemizde devam eden bir çatışmalı sürecin yarattığı ve bizzat devlet kaynaklı şiddetin varlığıdır. Çünkü kendine muhalif tüm düşüncelerini tutuklama, yok etme vb. yollarla pasifize edilmesi bugün güncel olarak da yaşadığımız bir durumdur. Bunu en fazla yaşamış bir siyasi partinin milletvekiliyim. Yine eşbaşkanı olduğum DTK'de aynı durumlarla çokça karşı karşıya kalıyor. Kişi olarak da Efrîn'e yapılan işgali çokça dillendirdiğim için tutukluyum."
 
'Kadınlara yönelim oldukça fazla'
 
Demokratik siyasetin yürütücüsünün kadınlar olduğunu dile getiren Leyla, "Bu nedenle kadın arkadaşlarımıza fazla bir yönelim söz konusudur. Kadın belediye eşbaşkanlarımız, vekillerimiz, meclis üyelerimiz, kadın hareketi aktivistlerimiz, yüzlerce arkadaşımız tutuklu. Dolayısıyla da AKP hükümetinin ataerkil zihniyeti ile şekillenmiş polis, yargı, asker ve medyası aracılığı ile şiddetine maruz kalıyoruz. Bu anlamı ile 25 Kasım uluslararası kadına yönelik şiddet ile mücadele günü bu şiddet sarmalına karşı kadınlar olarak sesimizi yükselttiğimiz bir gündür. Fakat bu kadar her yönlü şiddete maruz kalan bir cins olarak sadece bir gün ile sınırlı kalınmamalıdır. Her anını erkek egemenliği ile mücadele ederek kendimizi var edebileceğimizi bilmeliyiz. Bu konuda büyük bir gelişme kaydettiğimiz de bir gerçektir. Fakat daha fazla mücadele ve örgütlenme ihtiyacının olduğu da açıktır" diye belirtti. 
 
'Şiddet AKP döneminde boyut kazandı'
 
Kadına yönelik şiddetin AKP ile başlamadığını, ancak AKP hükümetinin bu şiddeti farklı bir boyuta taşıyarak sürdürdüğüne işaret eden Leyla, "Örneğin bu dönemde yeni kavramlar tedavüle konuldu. 'Makbul, fıtrat, iyi aile kızı, hanım kızımız, sen kadın olarak sus, kadın mıdır? Kız mıdır?'  gibi söylemler adeta şiddeti teşvik eder niteliktedir. Zaten yapılan kısmi düzenlemeler, kadın hareketinin mücadelesi sonucu kazanılmış haklardı. AKP hükümeti bütün bu kazanımları yok saydı. Çünkü muhafazakâr bir toplum inşa etmeyi istiyor. Dolayısıyla da toplum nezdinde kadını, 'anne, eş, çocuk doğurma makinası' vb. sıfatlarla tanımladıkları için bu konuda kendi yasaları ve mekanizmalarını yok saymak istiyor. AKP'nin yaratmak istediği toplum erkeğin üstünlüğüne göre şekillenmiş kadının da tabi olduğu bir toplumdur. Dikkat edilirse bunu kaba bir anlamda dile getirdiği gibi çok ince politikaları ile yapıyor. Örneğin siyaset ile ya da kimi alanlarda kadına bir rol biçiyormuş gibi bir izlenim yaratıp kadını bir vizyonun nesnesi haline getiriyor" sözlerini kullandı. 
 
'Kayyımların ilk hedefi kadınlardı'
 
Belediyelere atanan kayyımların kadın kurumlarına yönelik tutumuna da değinen Leyla, "Belediyelerimize kayyım atandığında ilk olarak kadın kurumlarını ve öncülerini kadın belediye eş başkanlarını hedef almasının nedeni de AKP'nin kadın düşmanı olmasıyla açıklanabilir. Çünkü kadın örgütlenerek AKP'nin sistemini bozuyor. Bir nevi yaratmak istedikleri çarka çomak sokuyor. Kadının söz ve karar gücü olması onlar açısından büyük bir tehlikedir. Buda bizler için fazla örgütlenmek için ancak feyz olandır" şeklinde ifade etti.
 
'Kadına yönelik şiddet çok katmanlı'
 
Leyla, kadına yönelik şiddeti ve sömürülmesinin Ortadoğu'ya ait bir olgu olarak görmenin tam anlamıyla oryantalist bir bakış açısının sonucu olduğunu kaydetti. Kadına yönelik şiddetin çok katmanlı ve boyutlu bir olgu olduğunu söyleyen Leyla, boyutların ve biçimlerinin her ne kadar değişse de sonuç olarak erkek egemenliğine dayalı geliştiğinin altını çizdi. Leyla, bunu şu şekilde değerlendirdi: "Ortadoğu insanlığı kadının, kadın inançlığını ortaya çıktığı ve buradan yayıldığı bir coğrafya hep ilklere beşiklik etmiş. Kadının muazzam toplumsallaşmayı yaratan kültürü bu coğrafyada şekillenmiş. Ama aynı zamanda devlet ve katı inanç biçimleri de Ortadoğu kökenlidir. Buradan baktığımızda kadına dayalı değerlerin hala canlı olduğu ve asla yok olmadığını gördüğümüz gibi kadını hiçleştiren ve erkeğe göre tanımlayan katı dinsel ve toplumsal yasalarda bir o kadar etkilidir. Çünkü Ortadoğu beş bin yıllık erkek egemenlikçi devletçi sistem ile kadına dayalı toplumsal kültürün çatışma ve çelişkisinin sentezi olarak tanımlanabilir. Bu nedenle objektif bir tarih ve toplum çözümlemesi yapmadan salt sonuçlarla yapılan kadın ve Ortadoğu çözümlemeleri bizi pozitivizme götürür. Tabii ki Ortadoğu'nun güncel gerçekliği köklerini tarihsel süreçlerden alan katı dinsel yasalarla iyice pekiştirilen devlet aile aşiret yapılarının varlığıdır.
 
'Kadın nesne ve meta olarak sunuluyor'
 
Kadına yönelik şiddetin Ortadoğu'ya has bir olgu olduğunu göstermediği gibi kadına yönelik şiddeti muğlaklaştıran bir coğrafya ile sınırlandıran bir yaklaşıma götürür. Kaldı ki bugün birçok veri göstermiştir ki kadına yönelik şiddetin daha çok kırsal alanlardan ziyade kentlerde ve eğitim donanımı yüksek bireylerde ortamlarda olduğunu gösteriyor. Yine bugün Avrupa'da, Amerika'da çok inceltilmiş, kadını nesne ve meta olarak sunan ince bir şiddet biçimi olduğu gibi şiddetin, tecavüzün günlük yaşamın bir parçası olduğu ülkeler var. Sonuç olarak biz kadınlar nerde olursak olalım ister Ortadoğu'da ister Batı'da şiddete maruz kalıyoruz. Bu nedenle hangi coğrafyada olursa olsun şiddete karşı mücadele etmek gerekir.
 
Bu kadar yakıcı bir biçimde hissettiğimiz şiddetin varlığına karşı daha fazla mücadele etmemiz ve örgütlememiz gerekiyor. Biz mücadelemizi büyütürsek karşımızda hiçbir güç duramaz. Sadece buna inanmak gerekir. Mirabel kardeşlerden Saralara, Fidan'a, Leyla'ya, Sevê'ye, Fatma'ya, Pakize'ye, Asya'ya, Taybet Ana'ya ve Özgecan'a kadar yüzlerce kadının katledildiğini unutmamak gerekir."
 
'Ahlaki bir toplumu hep birlikte inşa edeceğiz' 
 
Leyla son olarak, "Sayın Öcalan'ın deyimi ile kadın ulusu olarak çaresiz ve alternatifsiz değiliz. Yaşamın her alanındaki kadınlara ulaşacağız. Gücümüzü, sesimizi birleştireceğiz. Ortadoğu'da Avrupa'ya bütün dünya kadınları bütün şiddet biçimlerine karşı öz savunmamızı geliştireceğiz. Demokratik ekolojik cinsiyet özgürlükçü ve ahlaki bir toplumu hep beraber inşa edeceğiz. Birlikte yaşayacağız. Bende bugün bunun için açlık grevindeyim. Tüm kadın arkadaşlarımı da bunun etrafında kenetlenmeye çağırıyorum. Herkese selam ve sevgilerimi gönderiyorum" dedi.