'Kadının nafakaya muhtaç olmayacağı bir sistem tartışılmalı'

  • 09:05 3 Kasım 2018
  • Güncel

 

DİYARBAKIR - Nafaka düzenlemesine dair yapılmak istenen değişikliklerin kadını değil tamamen erkeği korumaya yönelik olduğunu belirten Avukat Gülşen Özbek, boşanma sonrası erkeğin vereceği nafakaya değil kadını güçlendirecek, kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayacak bir sistemin tartışılması gerektiğini bununda bir lütuf değil sosyal devlet olmanın zorunluluğu olduğunu söyledi. 
 
Boşanma sonrasında “yoksulluğa düşeceği” tespit edilen tarafın desteklenmesi için verilen “nafaka düzenlemesine”ne ilişkin değişikliklerin yapılması tartışmaları devam ediyor. Medeni Kanun’un 175 ve 176. maddeleri ile tanımlanan nafaka düzenlemesine dair yapılmak istenen değişiklikler, kadın örgütleri başta olmak üzere birçok çevrenin tepkisine neden oldu. 
 
‘Kadınlar ciddi bir saldırı altında’
 
Nafakanın kaldırılmasına ilişkin gündeme gelen yasa tasarısını değerlendiren Avukat Gülşen Özbek, tasarının erkeği koruma amacı taşıdığını belirtti. Gülşen, “Kadınların güçsüz düşme koşullarını tamamen ortadan kaldırabilen, kadını güçlendirmeye dönük bir yasa tasarısı sunulması gerekirken, bugün kadını tamamen yok sayan bir yasa tasarısı gündeme geliyor” diye tepki gösterdi. AKP iktidarı süresince kadın kazanımlarına dönük ciddi saldırıların olduğunu vurgulayan Gülşen, “Gün yok ki bir kadın dövülmesin, tartaklanmasın ya da evli olduğu erkek tarafından katledilmesin. AKP hem kadın düşmanlığı üzerinden söylem geliştiriyor hem de kadını sosyal hayatın içerisinden çeken ya da eve hapseden, siyasi yaşamdan çekip özgürlüklerini elinden alan koşullar yaratıyor. Erkek zihniyetinin daha da iktidarlaşmasına yol açan bu uygulamalar ve politikalar üzerinden kadınlar çok ciddi bir saldırı ve tehlike altına girmiş oluyor” diye konuştu.  
 
AKP’nin kadın politikalarına ve uygulamalarına paralel yasal değişikliklere gittiğini belirten Gülşen, toplumun böyle bir talebi yokken gündem yaratıldığını ifade etti. Gülşen, “Bu tasarıya dair değişiklik yapılmadan önce bakanlık düzeyinde bu değişiklikle ilgili toplum hazırlandı. Mesela daha yasa tasarısı gündeme alınmadan, yasal değişiklik toplum içerisinde hiç tartışılmadan Aile ve Sosyal Bakanlığı kadınların süresiz bir şekilde nafaka almış olmalarını ‘eşitsizlik’ olarak değerlendirdi. Toplumda böyle bir beklenti yokken, toplumda bu beklentiyi yaratmak isteyen bir dil içerisine girildi” ifadelerini kullandı. 
 
‘Yeni tasarı tamamen erkeği koruyor’
 
Tasarının kadınların nafaka alıp almama durumunu, çocuk sayısı, çocuğun olup olmaması, kadının kusur durumu ve evlilik süreci içerisinde geçirmiş olduğu süreye dayandırdığını ifade eden Gülşen, şöyle dedi: “Oysa zaten mevcut yasa da nafakanın hükmedilebilmesi bir takım şartlara bağlı. Bunun için bir gün bile evli olması, karşı tarafın kusurlu olmuş olması ve kadının boşanmadan sonra geçimini sağlayamayacak duruma sahip olması gibi koşulları arıyordu. Bu koşullara sahip kadına kısmi düzeyde nafaka hükmediliyordu. Mevcut uygulamada bile o kadar sıkıntılar yaşanıyorken kadın mahkeme tarafından hükmedilen nafakanın alınması konusunda bile çok ciddi sorunlarla karşı karşıyayken yeni yasa tasarısıyla daha büyük zorlukla karşılaşacak. Zaten yeni yasa tasarısı tamamen erkeği koruyan bir anlayışla düzenleniyor.” 
 
‘Kadını boşanmaktan caydırmayı amaçlıyor’
 
Tasarının kadın açısından boşanmayı zorlaştıracağına işaret eden Gülşen, “Bu yasa tasarısı erkeğe geniş alan tanırken, kadını ise boşanmaktan caydıran bir şart olarak karşımızda duruyor. Çünkü ekonomik koşullar kadının boşanması konusunda en öncül durumlardan biridir. Mevcut yasa tasarısı boşandıktan sonra ‘sana nafaka yok’ diyor. Bu şu demek; kadının zaten büyük zorluklarla aldığı boşanma kararını güçleştiren, bir değil binlerce kez düşünmesine yol açabilen, caydırıcı hal olarak karşımızda duran bir yasa tasarısı. Bu yasa tasarısında kadını koruyan hiçbir durum söz konusu değil. Bu nafakayla kadın daha da mağdur olacak, özgürlükleri daha da elinden alınmış olacak. Kadın, maalesef ev içerisinde uğramış olduğu psikolojik, fiziksel ve her türlü şiddete boşanma sonrası yaşayacağı zorluklardan ötürü katlanmak zorunda kalacak” dedi. 
 
‘Tasarıya ilişkin eleştirilerde eksiklik söz konusu’
 
Yasa tasarısının ortaya çıkmasıyla beraber feminist bazı kesimlerin bu yasa tasarısına ilişkin anlayışlarında bir takım eksiklikler olduğunu belirten Gülşen, “Eleştiriler haklı fakat bence eleştirilerde eksiklik söz konusu. Biz şüphesiz ki kadının boşandıktan sonra ekonomik olarak eski eşine bağlı bir hayat sürdürmüş olmasını doğru bulmuyoruz. Ülke de nafaka dışında farklı bir yol ve yöntemi tartışma söz konusu olabilir. Mesela; yoksul duruma düşen kadına eski eşi tarafından değil de devlet tarafından bir takım olanakların sağlanması gerekiyor. Bugün erkeğe ekonomik olarak bağlı bir kadını değil boşandıktan sonra ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde duran, temel ihtiyaçlarını karşılayabilen, aynı zamanda kadının sosyal hayat içerisine girmesini sağlayan bazı koşulları tartışabilirdik. Kadınların güçsüz düşme koşullarını tamamen ortadan kaldırabilen, kadını güçlendirmeye dönük bir yasa tasarısı sunulması gerekirken bugün kadını tamamen yok sayan bir yasa tasarısı gündeme geliyor” diye konuştu. 
 
‘Nafaka lütuf değil haktır’
 
Kadınlar için daha özgür bir yaşam isteniyorsa devletin koşulsuz ve şartsız bazı olanakları sağlaması gerektiğini söyleyen Gülşen, devamında şunları ifade etti: “İşsiz olan kadına iş, çalışamayacak durumda olan kadına sosyal yardımlar kapsamında maddi bir destek verilmesi gerekiyor. Yani nafakayı erkeğin değil, devletin koşulsuz ve şartsız olarak çeşitli olanaklar sunması daha adil ve doğru olandır. Anayasa’da Türk Devleti kendini ‘sosyal devlet’ olarak niteliyor. Fakat sosyal devletin gerektirdiklerini yerine getirmiyor. Oysa sosyal devlet kadının içerisinde bulunduğu bu zorluklardan sorumludur. Kadını bu sorunların içerisinden çıkarmak devletin temel görevlerinden biridir. Ancak birkaç gün öncesinden yine devlet yetkililerinin söylemiş olduğu bir durum söz konusu. ‘Biz kadınlara belli bir para yardımında bulunduk, erkekler bundan şikayet ediyor.’ Bu ne demek? Dil, üslup o kadar düşmüş vaziyetteki kadını tamamen evlilik kurumu içerisine hapseden bir anlayış hükmediyor. ‘Kadına para verdik, kadınlar artık evlenmiyor’ ülkeyi yöneten ağızlardan bunları duymuş oluyoruz. Bu söylemler asla kabul edilebilir söylemler değildir. Kadın kazanımlarına dönük bu saldırıları asla kabul etmiyoruz. Bu bir lütuf değil, sosyal devlet olmanın zorunluluğudur.”