‘Evladın emin ellerde’ diyenlere seslenen bir ses: 27 yıl geçti!

  • 09:03 1 Kasım 2018
  • Portre

 

İSTANBUL - Galatasaray Meydanı’nı 27 Mayıs 1995’ten bu yana hiç terk etmeyen Cumartesi Annesi Hatice Toraman’ın aradan 27 yıl geçmesine rağmen acısı hala ilk günkü gibi. Hatice, “Evladın emin ellerde” diyenlere şöyle sesleniyor: “27 yıldır ne evladımı ne de onu katledenleri buldunuz. Hani evladım emin ellerdeydi?” 
 
Cumartesi Anneleri, Türkiye’nin en uzun soluklu eylemlerinden biri. Eylem, Hasan Ocak ve yine Hasan Ocak gibi gözaltında kaybedilen Rıdvan Karakoç’un cansız bedeninin bulunması ardından 27 Mayıs 1995 tarihinde “Kayıplar son bulsun, kayıpların akıbeti açıklansın, sorumlular bulunsun ve yargılansın” talebiyle başladı ve 709’uncu Haftasını geride bırakıyor. 
 
Her hafta Cumartesi günü saat 12.00’da Taksim Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen kayıp yakınları, adalet arayışlarını sürdürüyor ve bu direnişi sadece adalet arayışı olarak değil aynı zamanda çocuklarının ve eşlerinin yarım bıraktığı mücadelenin de bir devamı olarak ele alıyor. 27 Mayıs 1995’ten bu yana kayıplarının akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda oturan annelerden biri de Hatice Toraman. Cumartesi Annesi Hatice, 1991’de gözaltında kaybedilen oğlu Hüseyin Toraman’ın akıbetini tüm engellemelere rağmen her hafta soruyor. Hatice, 27 yıldır mücadelelerinin sonuca ulaşması için kar-kış demeden alanlarda olduğunun altını çizerek, oğlunun kemiklerine kavuşma umudunu tek bir an bile kaybetmediğinin altını çiziyor. Oğlu Hüseyin’in insan haklarını savunucusu olduğunu aktaran Hatice, Hüseyin’in kaybettiriliş hikayesini ve ardından verdiği soluksuz mücadeleyi anlatmaya başlıyor.
 
Meclis’e taşınan kasete herkes duyarsız kaldı
 
Hüseyin’in kaybettirilme sürecini ara ara dalarak anlatmaya başlayan Hatice, oğlunun beyaz bir Toros araçla evin önünden bir anda alındığını söylüyor. Hatice, o anları ise şu şekilde anlatıyor: “Polis her gün evimizi basıyor. Çınar Karakolu’ndan polisler geliyor. Onlar da sivil polisler. Komşular, ev sahibi, ekmek satan, kuruyemişçi şahitlik etti. Hiçbirini ispat edemedik. Adama dedim ki; ‘Sen ne biçim polissin. Burada adam kaçırıyorlar. Sen niye sahip çıkmadın?’ soy ismi de Seyfettin’di. Bana ‘Ne yapacaktım? Polis polise ne yapar?’ dedi. Aynı zamanda ses kayıtlarının olduğu bir kaseti götürdük ve Meclis’e dinlettik. Ama herkes duyarsız kaldı. O kadar basitmiş. İsmet Sezgin de sırtımı sıvazladı. ‘Git kızım git, senin oğlun emin ellerde. Sen korkma. Senin oğlun gelecek’ dedi.”
 
Bir annenin feryadı: Hani emin ellerdeydi?
 
“Hani evladım emin ellerdeydi?” diye soran Hatice, “Bana ‘evladın emin ellerde’ diyenlere sesleniyorum; 27 yıldır ne evladımı ne de onu katledenleri buldunuz. Hani evladım emin ellerdeydi. 27 yıldır ne başlattığımız mücadele bitiyor ne de bizim sesimize ses olunuyor. Bizden susup beklememiz isteniyor. Nasıl susayım? Onların da benim gibi 24 yaşındaki gencecik oğlu kaybolursa, mezarları, dirileri, ölüleri yoksa onlar ne yaparlar? Benim yaram, öfkem, kinim hiç bitmiyor. Cemal Kaşıkçı kayboldu ve bugün onu öldürenleri harıl harıl arıyorlar. O insansa benim çocuğum da lise öğretmeniydi. Ondaki onur, gurur hiç kimsede yoktu. Benim çocuğum gibileri niye o kadar ciddiye almıyorlar? ‘Ne olmuş kaybolmuşsa kaybolmuş’ der gibi davranıyorlar. İnsanın bir yumurtası kaybolsa arıyor. Bu çocukları bir kere ciddiye almadılar. Ne kaybedenler ses çıkarttı ne de kaybedenlerden hesap soruldu. Niye polislerden hesap sorulmadı? Kimin emir verdiğini hepimiz biliyoruz. Devletin gücü var ancak oda suçun üstünü kapatıyor. Çocuğuma yaptıklarını binlerce insana yaptılar. Allah aşkına bunların vicdanı rahat mı?” diye tepki gösteriyor. 
 
7 kişi ile başlayıp binleri buldu!
 
Kaybettirilenler için çeşitli eylemler yaptıklarını kaydeden Hatice, bunlardan birinin de 1 aylık açlık grevi eylemi olduğunu söylüyor. Hatice, açlık grevi eyleminin ardından yakını gözaltında kaybedilen diğer Cumartesi Anneleri ile birlikte Galatasaray Meydanı’nda 7 kişi ile oturmaya başladıklarını vurguluyor. Hatice, “İlk olarak ben ve Hasan Ocak’ın annesi direnişe başladık. Meğerse bizim gibi binlercesi varmış. Devletten korkuyorlarmış. Kimse gelip bir şey söylemedi. Biz Galatasaray’da oturduk. Geçenler ‘Bu da neyin nesi? Ne var burada?’ diyordu. Biz çocuklarımızı gözaltında kaybettik. Çocuklarımızı arıyoruz. Bizim bir tek çocuklarımızı aradığımız yer Galatasaray. Oradan da korkuyorlar. Bırakmıyorlar ki hakkımızı arayalım. Direnişin mevziisi haline gelen meydanı terk etmeyeceğiz. Onlar engellese de biz her hafta orayı zorlayacağız. Çünkü oradan başka bir yerimiz yok. Biz acımızı, sorunlarımızı, derdimizi orada dile getirdik. Yeni başladığım zamanlar hepimize saldırdılar. Saçlarımızdan sürüklediler. Bizi dövdüler. Orada da hiç duymadığımız küfürler, hakaretler işitiyorduk. Yılmadık, aradık ve aramaya devam edeceğiz” diyor.
 
‘Temeli zayıf olan devlet 200 anneden korkuyor’
 
Galatasaray Meydanı’nın yasaklanmasına da değinen Hatice, “Devletin temeli o kadar zayıf ki. Burada 200 anneden korkuyorlar. Bu kadar insan yüreğinde o acıları, kinleri, nefretleri korkusundan saklıyor. Ama devletin daha yapmadığı bir şey kalmadı ki. Benim oğlumu nasıl öldürmüşler. Şikayetçi değil miyim? Şikayetçiyim ki nasıl öfkem, kinim var. Ama onların da var. Çünkü işkence de, dayak da, sopa da, öldürme de onlarda. Onların da oğulları var. ‘Şuna gitme, katılma, yapma’ diyerek milleti korkutuyorlar, sindiriyorlar. Devlette baskı ve zulüm var” diyerek acılarının hala ilk gün ki gibi taze olduğunu vurguluyor.
 
‘Onlar öldürünce suç değil, biz arayınca suç’
 
Cumartesi Anneleri olarak yakınlarının akıbetini sorarken çok kez saldırıya maruz kaldıklarının altını çizen Hatice, “Şimdi bizden daha çok korkuyorlar. Evlatlarımızı aramak suçsa bizi tutuklayıp hapse atsınlar. Onlar öldürünce suç değil, biz arayınca suç. Bizim başka bir derdimiz ve art niyetimiz yok. Tek derdimiz çocuklarımızı bulmak. O katiller nerde? Onları bulsunlar” ifadelerini kullanıyor. 
 
At binen, kılıç kuşanır sözüne istinaden: Bizde ne at ne kılıç var
 
Hatice, konuşmasını şu şekilde sonlandırıyor: “Halk devletin kimi koruyup kolladığını, çocuklarımızı öldürdüğünü de biliyor. Köylerde bir söz var; ‘At binen, kılıç kuşanır.’ Bizde ne at ne kılıç var. Yapacağımız bir şey yok. O başta oturanlar, o halkın oyunu alanlar biraz bize yardım etsinler. Çocuklarımızın sonunu söylesinler. Oğlumun mezarını söylesinler. O zamandan sonra Cumartesi Anneleri’ne gelip daha oturmayacağım. Hepsini söylesinler. Sadece benim oğlumunkini değil. Artık itiraf etsinler. ‘Evet, biz yaptık. Biz katil devletiz’ desinler. Ciğerimizin acısı, öfkemiz, derdimiz artık bitsin. Her şey onlara olsun. Yeter ki çocuklarımızı bulsunlar.”