Yazar Gülser Han: Annemin gözyaşlarına ortak olamadım

  • 09:01 21 Ekim 2018
  • Kültür Sanat

 

İSTANBUL - "Umut Yüklü Mektuplar" ile "Özgürlüğe Uçan Kelebekler" adlı romanlarıyla okuyucuların ilgisini çeken Yazar Gülser Han, sürgünle erken yaşta tanışmasını şu sözlerle anlatıyor: "Çocukluğumdan bu yaşa kadar hala o acılar yüreğimi yakar. Çünkü annemin gözyaşlarına, acılarına hiçbir zaman ortak olamadım."
 
1938 yılında yaşanan Dersim katliamı ardından sürgün edilen bir ailenin kızı olan yazar Gülser Han, kaleme aldığı romanlarıyla 10-14 Ekim tarihlerinde düzenlenen Şahkulu Kitap Fuarı'nda okuyucularıyla buluştu. "Umut Yüklü Mektuplar" isimli ilk romanını 2009 yılında Berfin Kora Yayınları aracılığıyla çıkaran Gülser'in bir sonraki romanı ise "Özgürlüğe Uçan Kelebekler" oldu. 
 
Mektuplarla kurulan dostluklar
 
Gülser ilk romanında, 12 Eylül 1980 Askeri Darbe dönemini anlatıyor. Aradan geçen 9 yıla rağmen okuyucuların ilgisini çekmeye devam eden romanda, Dersim katliamında sürgün edilen bir ailenin kızı olan Sevgi'nin 12 Eylül 1980 Askeri Darbe döneminde yaşanan zulme karşı gönderdiği mektuplarla kurduğu dostluklara yer veriliyor. 
 
'Ötekileştirmeyi çocukken yaşadım'
 
Romanında olduğu gibi kendisinin de katliamdan dolayı sürgün edilen bir ailenin kızı olduğunu hatırlatan Gülser, o dönemi yaşamamasına rağmen, aynı duyguları hissettiğini söylüyor. Gülser, hissettiklerini şu sözlerle dile getiriyor: "Çocukluğumdan bu yaşa kadar hala o acılar yüreğimi yakar. Çünkü annemin gözyaşlarına, acılarına hiçbir zaman ortak olamadık. Hep uzak kaldık. Onun için ötekileştirmeyi çocuk yüreğimle, çocukken tattım. Hiçbir insanın ötekileştirilmesini istemiyorum. Ne olursa olsun cinsiyet, renk, dil, inanç, kültür, düşünce ayrımı yapılmamalıdır. Herkese insan olarak bakılmalıdır." 
 
'İnsanlar cinsiyet ayrımı gözetmeden yaşamalı'
 
Gülser, "Özgürlüğe Uçan Kelebekler" adlı ikinci romanından, "8 Mart'tan yola çıkarak 8 kadının bütün dünya kadınlarının yaşamlarına bir şekilde dokunan bir kitap" diye söz ediyor. Gülser romanın konusunu şu şekilde anlatıyor: "8 Mart'ta alanlara çıkmasına izin vermeyen eşine inat yaşadığı apartmandaki kadınları örgütleyip Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nün ne olduğunu, kadının kendini var etmesi gerektiğinin anlatıldığı bir kitap. Kadınlara hep derler ya kadın kadının kurdu diye aslında Özgürlüğe Uçan Kelebekler'de kadın kadının yurdu oluyor. Öyle bir güzel dayanışma oldu ki belki en yaşlısı bütün diğerlerinin annesi oldu. En genci hepsinin kızı oldu. 
 
Eşi ölen biri için onun çocuğu bütün apartmanın çocuğu oldu. Sağlıklı olan hemşiresi ilk yardıma koşan kişisi oldu. Böyle bir roman. Ben her zaman diyorum ki kadının kendisi kendini var etmeli. Kendisi var etmeli ve bunu da nasıl yapacak? Ona sunulana boyun eğmeyecek. Mantığını, bilincini kullanacak. Okuyacak, araştıracak. Çünkü insanlar insan olarak büyüyorsa yaşarken de insan olarak, eşit bir şekilde cinsiyet ayrımı gözetmeden yaşamalıdır."