Gerçekler açığa çıkana kadar dava bitmiş değil: Bu da 103 insana boynumuzun borcu

  • 09:06 10 Ekim 2018
  • Güncel

 

İZMİR -10 Ekim Ankara Katliamı’nda eşi Mesut Mak’ı kaybeden Evrim Mak, katliam sonrasında yaşadıklarının kendilerini bir kata daha yaraladığını belirterek, “Bu dava artık bizim yaşam sebebimiz. Her şeye, düşmana inat direnmeye,  demokrasi demeye devam ediyoruz. 103 insana karşı boynumuzun borcu” dedi. 
 
Türkiye’nin dört bir tarafından 10 Ekim 2015’te Ankara’da barış talebiyle bir araya gelen on binlerce kişiye yönelik gerçekleştirilen canlı bomba saldırısı sonucu 103 kişi yaşamını yitirdi. Türkiye tarihinin en büyük katliamlarından biri gerçekleşirken, birçok yaralı polisin gazlı müdahalesi, ambulansın gelmemesi ve yaralılara müdahale eden sağlıkçılara izin verilmemesi nedeniyle yaşamını yitirdi.  
 
Katliamda yaşamını yitiren Tarım Orkam-Sen Yönetim Kurulu üyelerinden Mesut Mak’ın eşi Evrim Mak, adalet mücadelesinin yanında barış ve demokrasi mücadelesinde de ısrar etmeye devam ediyor. Halkların bir arada yaşayabildiğinin somut örneği olarak evliliğini gösteren Evrim, “Mesut Kürt ben Türk’tüm. Evliydik ve bir kızımız vardı. Birbirimizle herhangi bir sorunumuz yoktu. İstediğimiz tek şey huzur ve güven içinde insanların yaşaması, insani hak taleplerini demokratik yollarla yerine getirebilmeleriydi” dedi. 
 
‘Savaş cephesinde bile yapılmıyor’
 
Aradan geçen 3 yıla rağmen hala o günde ve anda yaşadığını söyleyen Evrim, “Üzerine gaz sıkılmış yaralıların görüntülerini gördük. Bir insan bunu nasıl yapar? Savaş cephesinde bile yapılmıyor. Bize böyle mi öğretildi? Hani savaş cephesinde Anzak yaralısını kucağında taşıyan bir asker vardı, bunun anıtı var. Böyle bir gelenekten geliyorsa o gün ne oldu da yaralıların üzerine gez sıkıldı?” diye sordu. 
 
‘Sürekli aynı soruyla yaşıyorum’
 
Mesut’un kan kaybı nedeniyle yaşamını yitirdiğini öğrendikten sonra sürekli kendisine “İnsan kan kaybından hemen mi ölür? O anda müdahale edilmedi mi, edilseydi yaşar mıydı?” diye sorduğunu kaydeden Evrim, ancak bu sorunun cevabıyla baş edemediğini söyledi. “Sürekli bu soruyla yaşıyorum” diyen Evrim, “Bir futbol maçı oluyor ve ölülerimiz yuhalatılıyor. Affetmem mümkün değil. Yaralılarımızın, ölenlerimizin özensizce taşınması, isimlerin Sağlık Bakanlığı tarafından televizyonda söylenmemesi bunları affedemem. Onların değil arkadaşlarımızın yardımıyla ulaştık isimlere. Ülkenin ne kadar aciz olduğunu gördük” ifadelerini kullandı. 
 
‘Bunun adına düşmanlık deniyor’
 
Gönüllü avukatların gizlilik kararı getirildiği için iğneyle kuyu kazar gibi dosyayı incelediklerini ve dava süresince kendilerine suçlu gibi davranıldığını dile getiren Evrim, arama noktalarında polislerin onur kırıcı davranışlarda bulunduğunu aktardı. Evrim, şöyle devam etti: “Salonda katillerle aynı havayı teneffüs ediyorsun. Bir şey bilmediklerini söylüyorlar, inanıyorsun ona bile… Sonra IŞİD’e katıldıklarına dair resimler çıkıyor, şaşırıp kalıyorsun. Mahkeme heyeti ciddi bir şekilde uyarmadan hakaret etmelerine göz yumuyor. ‘Sizlerin de sonunuz onlar gibi olacak’ diye tehditlere maruz kaldık. Ama onlara soruşturma olmadı bizlere açıldı. 9 aileye soruşturma açıldı. 10 Ekim’den sonra yapılan her şey bir kat daha yaraladı bizi. Bunun adına düşmanlık deniyor.” 
 
‘Gerçekler açığa çıkana kadar dava bitmiş değil’
 
8 yaşındaki kızının babasından sonra “İyi insanlar öldürüldüğü için iyi olmak istemediğini” söyleyen Evrim, hem toplumun hem de kızının adalet duygusunu yitirmemesi için Ankara davasının önemli olduğunu vurguladı. Evrim, “Bize gerekçeler sunulmadan bu dava asla bitmeyecek. Gidebildiği yere kadar gidecek bu bizim artık görevimiz. Yaşam sebebimiz hatta. 10 Ekim Derneği’nin içindeki bütün yaralılar yakınlar bir aradayız ve bu işi göğüsledik avukatlarımızla. Her şeye, düşmana inat direnmeye,  demokrasi demeye devam ediyoruz. Bu da bizim boynumuzun borcu 103 insan için” dedi.