Psikolog Sevgi Türkmen: Çıkış yolu bulamayan insanlar intihara sürükleniyor

  • 09:02 9 Ekim 2018
  • Güncel

 

Habibe Eren
 
ANKARA - “İnsanlar artık ruhsal ve fiziksel olarak o kadar sıkıştırılmış durumda ki adeta hiçbir çıkış yolu bulamaz halde” diyen Psikolog Sevgi Türkmen, ekonomik kriz nedeniyle insanların sürüklendiği intiharların topluma “psikolojik bir hastalık” olarak yansıtılarak asıl sorumluların perde arkasında bırakıldığını söyledi. 
 
Türkiye’de son dönemlerde özellikle geçim sıkıntısı nedeniyle intihar vakalarında ciddi bir artış yaşandı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de 2014-16 yılları arasında 2 bin 438'i kadın olmak üzere toplam 9 bin 479 kişi intihara sürüklendi. Verilerde genç nüfus dikkat çekerken, yaş aralığını 20-24 yaş grubu oluşturdu.
 
Verilere son 2 yıl eklendiğinde ise sayının çok daha ciddi boyutlara ulaştığını belirten psikologlar, ülkedeki politikaların intihar oranını arttırdığını kaydediyor. Psikolog Sevgi Türkmen, özellikle son dönemlerde yaşanan ekonomik kriz ve yoksullukla birlikte intihara sürüklenme vakalarını değerlendirdi.
 
'Gerçek sorumlulara işaret etmezsek devam edecek'
 
“İnsanlar artık ruhsal ve fiziksel olarak o kadar sıkıştırılmış durumda ki adeta hiçbir çıkış yolu bulamaz halde” diyen Sevgi, toplumsal olarak bir tepkisizlik halinin hakim olduğunu söyledi. Yaşanan intiharların kamuoyunda iki gün magazinel olarak tartışıldıktan sonra üçüncü gün kapandığını dile getiren Sevgi, “Devlet, kurumlar, muhalifler, bizler, intiharın nedenlerini, insanların neden kendine ölümden başka seçenek yaratamadıklarını, işsizlerin, yoksulların nasıl ölüme varacak bir yalnızlığa terk edildiklerini anlamazsak, anlatmazsak, gerçek sorunlara, gerçek sorumlulara işaret edemezsek bu intiharlar devam edecektir” diye konuştu. 
 
‘İntiharlar ‘psikolojik bir hastalık’ olarak yansıtılıyor’
 
İntihar sayısının gün geçtikçe arttığına işaret eden Sevgi, intiharların topluma “psikolojik bir hastalık” olarak yansıtıldığını aktardı. Sevgi, “Yani ölümün yükü intihar edenin üzerine yıkılmaktadır. Dolayısıyla ölümlere asıl sebep olanlar perdenin arkasında kalmaktadır. Siz hiç duydunuz mu bir intihardan sonra çıkan haberlerde ya da yapılan açıklamalarda intiharın ekonomik krizden kaynaklanmış olduğunu yazsın ya da söylesin. Mecburen ekonomiden konuşmaları gerektiğinde ise ne diyorlar: ‘borçları yüzünden psikolojisi bozulan’ Yani ölüm sebebi yine kişinin kendisi yani psikolojisidir. Peki ekonomik sınırlılıklardan kaynaklı intiharları düşünürsek sizce bu sıkıntı insanlara yaşatılmıyor olsaydı intiharlar olur muydu? Olmazdı. O insanlar şimdi yaşıyor olurdu” ifadelerini kullandı.
 
‘Devlet, iktidar, sermaye ve hepimiz sorumluyuz’
 
Bir ülkede insan yaşamından kimler ve hangi kurumlar sorumluysa intiharlardan da o kişiler ve kurumların sorumlu olduğunu vurgulayan Sevgi, “Esasında bu çemberi biraz daha genişletebiliriz: hepimiz sorumluyuz, devlet, sermaye, iktidar, siz, ben. İnsanlar neden ölümden başka seçenek bulamayacak kadar yalnız ve çaresizler sorusunu devletin ve kurumların dışında özellikle muhalif kesimin de kendisine sorması gerekmektedir. İşçileri işten atan sermaye için devlet neler yapıyor? Kendini devlet daireleri önünde yakan insanlar için iktidar neler yapıyor? Yaşamsal, zorunlu, doğal hak olan ihtiyaçlardan mahrum bırakılan insanlar için bu ülkede adalet ne yapıyor? İntihar eden yoksullar için muhalifler, sendikalar, örgütler neler yapıyor? Tüm bu mekanizmalar intiharlardan doğrudan sorumludur” diye konuştu. 
 
Bireyi intihara sürükleyen sosyal nedenlere de değinen Sevgi, şöyle dedi: “Özne olarak bizlerin çeşitli yaşam kaynaklarına ihtiyacı var, bunlar hem fiziksel ihtiyaçlar için maddi hem de ruhsal ihtiyaçlarımızı doyuran manevi kaynaklardır. İki kaynağın da birbirini doğrudan ve dolaylı etkileyen, diyalektik bir ilişki içinde olduğunu söyleyebiliriz. Bu iki kaynak da yaşam enerjimizi beslemektedir. Sosyal nedenler de o açıdan bu kaynakları besleyen önemli bir yerde durmaktadır. İnsan ancak kendini sosyal ilişkiler içinde ifade eder, etkileşim halinde kalır, etkinleşir, üretir, değişir, öğrenir, öğretir. Sosyal ilişkilerin sınırlı olması insanın ‘dilsizleşmesine’, geri çekilmesine, içe dönmesine sebep olmaktadır. Yani ihtiyacımız olan yaşamsal kaynakların kuruması demektir. Bir yandan da sosyal nedenleri siyasal, ekonomik, kültürel nedenlerden de ayrı tutmamak gerekir. İnsanların sosyallikleri ekonomik kaynakların kesilmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Yani bir insanı işsiz, gelirsiz bırakırsanız esasında tüm sosyal ilişkilerini de koparmış olursunuz. Bu yüzden intihar eden bir bireyin ölümünden de doğrudan sorumlusunuz demektir.”
 
‘Göç, taciz, tecavüz intihar da etken’
 
Özellikle son süreçte Türkiye’de savaşın derinleşmesiyle birlikte yaşantıların insanı her zaman ölüm üzerinden düşündürdüğünü vurgulayan Sevgi, “Örneğin bir insanı, grubu, toplumu göçe zorlamak, göç ettirmek zorunda bırakmak, onun kendini iyi, güvende hissettiği ya da kendini ait hissettiği yaşam alanlarından uzaklaştırmaktır. Onun bir birey olarak tüm tarihini, sosyalliğini, kültürünü darmadağın etmektir. Onu yaşamsal olan bütün bağlardan koparmaktır. Köksüz, yersiz, yurtsuz bırakmaktır. Bu halin kendisi yaşama sevincini, umudu tümüyle bitirebilir, kederi ve acıyı arttırır. Yani insanı ölüme ve ölüm fikrine yakınlaştırır. Taciz, tecavüz de yine benzer duygular hissettirir insana. Bedenin bütünlüğünü bozucudur, insanın iradesini kırıcı ve duygusal durumu örseleyicidir. Bunların hepsi tabi ki ülkede intihar oranını arttırmaktır. Düşünün ki bu toplumda tecavüze uğramış kız çocukları ve kadınlar yaşadığı tecavüz ile baş edebilecek gücü kendinde görse dahi aile, toplum, kültür, ahlak ile baş edemediği için intihar etmek zorunda bırakılıyor” dedi. 
 
‘Kadınlar kendi yöntemleriyle baş edebiliyor’
 
Türkiye’de ekonomik krizle birlikte son süreçte intihar edenlerin çoğunluğunu işsiz ve yoksul erkeklerin oluşturduğunu söyleyen Sevgi, erkeğin sermeyenin şiddetine kamusal alanda doğrudan maruz kaldığını vurguladı. Kadınların ise kamusal görünürlükten daha uzak olduğu için şiddeti dolaylı olarak eşinden, babasından ve çevresinden gördüğünü ifade eden Sevgi, “Dolayısıyla şiddet nedeni kadın açısından daha görünür ve belki bunun bir kısmıyla kendi yöntemleriyle baş edebiliyor. Erkek üzerindeki şiddetin kaynağı; işsiz bırakan patron mu, haklarını alamadığı soramadığı adalet mi, işporta tezgahını dağıtan zabıta mı, devlet mi? Bununla birlikte toplumsal cinsiyet açısından bakıldığında ‘evini geçindiremeyen, çocuklarına bakamayan erkek’ olarak görülmektedirler. Bu muğlaklık ve toplumsal baskı, şiddete maruz kalan kişiyi daha derinden etkiler, şahsiyetini dağıtır. Tabi burada ‘kalanlar’ olarak kadınların ve çocukların neler yaşıyor olduklarını da ayrı bir başlıkta konuşmak gerekiyor” diye belirtti. 
 
‘Yalnızlık ve güvensizlik insanı derinden etkilemektedir’
 
“Bir insanı işsiz bırakarak en zorunlu ihtiyaç olan yiyecek, barınma gibi kaynaklarını keserseniz onu tabi ki ölüme zorlarsınız” diyen Sevgi, şöyle devam etti: “Ya da insanlar günde 12 saat karanlık atölyelerde, fabrikalarda ve sanayilerde çalıştırılırsa tabi ki bu işçilerin gündelik yaşamında hiçbir sosyal alanı olmayacağı, hiçbir alanda kendini ifade edemeyeceği, varlığını hissedemeyeceği açıktır. İnsanın varlığını en çok örseleyen şeydir diğeri tarafından görülmemek, duyulmamak yani varlığıyla yokluğunun bir edilmesi. Maalesef yoksullar, işçiler bu ülkede sahipsiz kalmışlardır. Devlet, sermaye ve iktidarın ‘tarafı’ zaten bellidir. Ama kendine muhalif diyen tüm kişi, kurum ve kuruluşlar da bu ölümlerden üzerine düşeni almıyorlar diye düşünüyorum. Her gün onlarca işçi işyerinde çalışırken ölüyor, yüzlercesi ileride yaşamını kaybedecek hastalıklarla boğuşuyor, bu da yetmiyor insanlar artık son sınır olarak intihar etmek zorunda bırakılıyor. Hiç duydunuz mu bir sendikanın ya da kitle örgütlerinin çıkıp da ‘ya bu insanlar kendilerini yakıyor, asıyor, biz de burada şunu yapalım da bu işçileri, bu yoksulları yalnız bırakmayalım’ dediğini. Neredeyse devlet, sermaye, iktidar tarafında kalıp, durumun psikolojik olduğunu iddia edecekler. İşte bu yalnızlık, güvensizlik insanı daha derinden etkilemektedir ve bedeni artık ölüme doğru bükmektedir. Sistem bu kesimleri görmek ve duymak istemez. Çünkü müfredatlarında işsiz bir insanın ya da günün 12 saatini çalışarak geçiren bir işçinin ruh sağlığı nasıldır? Nasıl olabilir? sorularının cevapları bulunmaz. İnsanın davranışlarını anlamak istiyorsak ya da intihar eden birinin neden intihar ederek yaşamını sonlandırdığını anlamaya çalışıyorsak, o kişinin tüm koşullarını düşünerek, göz önünde bulundurarak anlamak gerekmektedir.” 
 
‘Psikologlara da çok iş düşüyor’
 
Sevgi, bu konuda kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan psikologlara da çok iş düştüğünü belirterek, “Psikologlar için erkeğin, kadının, çocuğun istismara, şiddete uğradığı her alanda yapılacaklar mutlaka vardır. Yeter ki psikoloji alanında yapacağımız ve yapıyor olacağımız her şeyde; bireyin koşullarını, içinde bulunduğu sistemi, maruz kaldığı şiddeti, ekonomik ve sosyal kaynaklarını, kültürel referanslarını göz önünde bulunduracak, gerçek sorunlara işaret edecek bir yaklaşım içinde olalım” dedi.  
 
Türkiye’de son dönemde geçim sıkıntısı nedeniyle medyaya yansıyan intihar vakalarından bazıları ise şöyle:
 
* Emine Akçay: 26 yaşında hem kendisini hem de kardeşini ısıtması için 6 yaşındaki oğlunun eline kurutma makinesini verdi ve yan odaya geçip kendini astı. 
 
* Sivas’ta 4 Şubat’ta maddi sıkıntılar çeken Mevlüt A., bidonla taşıdığı benzini üstüne dökerek, kendini yakmak istedi. 
 
* Antalya’da 10 Şubat’ta yüzde 40 engelli raporu olan M.N.Y., ekonomik sıkıntılarından dolayı kendini yakmak istedi. 
 
* Bolu’da 2 Şubat’ta Nihat Yıldıran, “Açım aç” diye bağırdıktan sonra tepki olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın posterini indirince, polisler tarafından gözaltına alındı. 
 
* Ankara’da 12 Ocak’ta maddi sıkıntılar nedeniyle Meclis Hastanesi önüne kendini yakan 39 yaşındaki Sıtkı Aydın, “geçinemiyorum” diyerek sesini duyurmaya çalıştı.
 
* Balıkesir’de Muhterem Birgül isimli işsiz yurttaş, 29 Ocak’da belediye önünde kendisini yaktı.
 
* Denizli’de maddi sıkıntılar yaşayan Tolunay C., 30 Ocak’ta ‘buraya kadar’ yazılı not bırakarak kendini astı. 
 
* Soner Semih Sipahi, 18 yaşında üniversiteye hazırlık yapan bir öğrenciydi. Annesi dershane parasını ödeyemediği için tutuklandı. Soner, annesinin tutuklanmasına dayanamayıp intihar etti. 
 
* Adana’da kestane satan 61 yaşındaki Cemil Bozkuş, zabıtalar tarafından tezgahını açması engellenince geride bir mektup bırakıp intihar etti. 
 
* Çanakkale’de esnaflık yapan 41 yaşındaki Ramazan Kavalcı, cebinde bir borç listesiyle intihar etmek zorunda bırakıldı. 
 
* İsmail Devrim, oğluna okul forması alamadığı için intihar etti. İntihar haberini yapan gazeteci ise gözaltına alındı. 
 
* Önceki gün Urfa’da bir genç, “işsizim ve açım” diyerek kendisini bedenini ateşe verdi. 
 
* İstanbul’da da önceki gün işsiz bir genç, vinçe tırmanarak intihar etmek istedi. 
 
* İstanbul Barosu’na kayıtlı Avukat Gökhan Vural Arı (28), Mersin’in Tarsus ilçesinden iş kurmak için geldiği İstanbul’da, yaşadığı ekonomik zorluklar ve ödeyemediği borçları nedeniyle yaşamına son verdi.