Özgürlükçü Demokrasi davası ertelendi: 1 tahliye

  • 13:32 12 Eylül 2018
  • Hukuk

 

İSTANBUL - Özgürlükçü Demokrasi davasında ilk kez hakim karşısına çıkan gazetecilerden, Pınar Tarlak ‘Adli kontrol’ şartıyla serbest bırakılırken, geri kalan tutuklu gazetecilerin tutukluluk hallerine devam kararı verildi. Duruşma 6 Aralık’a ertelendi.  
 
Kayyım atandıktan sonra kapatılan Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin 6'sı tutuklu 14 çalışanının yargılandığı davanın ilk duruşması Çağlayan'da bulunan İstanbul Adliyesi 23. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmaya tutuklu gazeteciler Reyhan Hacıoğlu, Hicran Ürün, Pınar Tarlak, İhsan Yaşar ile diğer tutuklu sanıklar ve avukatları katıldı. Duruşmayı yargılanan gazetecilerin aileleri ve basın meslek örgütleri de takip etti. 
 
İlk olarak gazetenin imtiyaz sahibi İhsan Yaşar ve gazetenin yazı işleri müdürü İshak Yasul'un savunmaları alındı.  
 
'Öteki kesimlerin seslerini duyurmayı ilke edindik'
 
Daha sonra gazetenin tutsak editörlerinden Hicran Urun'un savunmasına geçildi. Hicran, "Türkiye'de sarı basın kartı verilmese de uluslararası basın kartı sahibiyim. Bu ülkede sadece iktidarın sesini yayan gazeteler var. Biz de sesi duyrulmayanların seslerini duyurmak istedik. Bir kadın gazeteci olarak kadın haberlerini takip ediyorum. Ben bu haberlerin hangi kaynaktan alındığını haberlerde belirtmişimdir. Öteki kesimlerin seslerini duyurmayı ilke edindik. Bu başlıklar bize ait değildir. Habere konu olan öznelerin sözüdür. Bir örnek vereyim;. 'ÖSO'sular talan etti' başlıklı haber tüm dünya basının da yer aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da buna dair, 'Bazı talancı gruplar var' dedi. Bu da haberlerimizde yer aldı. Ben tek taraflı bir gazeteciliği doğru bulmuyorum" ifadelerini kullandı.  
 
Mahkeme başkanından ilginç sorular!
 
İddianamenin tamamının haberlerden oluştuğunu söyleyen Hicran, "MP3'deki Kürtçe şarkılar suç unsuru olarak iddia edilmiş. Ben kürdüm ve Kürtçe şarkı dinlerim. Bu asimilasyon politikasının sonucudur" dedi. Mahkeme başkanı da, "Algı oluşturmayın size kim yasakladı Kürtçe'yi" diye sordu. Hicran'ın yüksek lisans tezini  "Medyada cinsiyetçi dili" üzerine yaptığını ve kadınların beyanını esas alarak haber yaptığını söylemesi üzerine mahkeme başkanı, "Örgüt üyelerinin cinsel taciz yaptığı kadınların haberlerini yapıyor musunuz?" diye sordu.
 
Hicran savunmasını beraatini talep ederek sonlandırdı. Ardından gazete çalışanı Pınar Tarlak'ın savunmasına geçildi. Gazetede ön muhasebe ve sekreter olarak çalıştığını belirten Pınar, personel sorumlusu olmadığını söyledi. Sonuçlanmamış bir davasının dava dosyasına konulduğunu ifade eden Pınar, bunu kabul etmediğini söyleyerek tahliyesini istedi. 
 
'Temel kıstasımız evrensel basın ilkeleri'
 
Daha sonra tutuksuz sanık Ramazan Sola'nın savunmasına geçildi. Şoför olarak çalıştığını söyleyen Ramazan, suçlamaları kabul etmedi. Ramazan'ın ardından tutuklu sanıklardan Mehmet Ali Çelebi savunmasını yaptı. Basın ve ifade özgürlüğünün önemli olduğunu belirten Mehmet Ali Çelebi, "Darbe yıllardır darbe ortamından geçiyor. Sendikalar, basın hep baskı altında kalır. Basın da bu baskı ortamının kaldırılması için tarihsel görev alır. Özgür basın da bunun mücadelesi verir. Toplumsal hakikatleri yansıtmaya çalışır. Temel kıstasımız evrensel basın ilkeleridir" dedi. 
 
'Röportajlara yer vermek neden suç olsun?'
 
Ardından gazetenin bir diğer tutsak editörlerinden Reyhan Hacıoğlu'nun savunmasına geçildi. Reyhan, gazetecilik mesleğinin yargılandığını belirterek, hakkındaki iddialara yanıt verdi. Röportajların "Bir dünya lideri olan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile alakalı olduğunu" belirten Reyhan, "2013'de PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın başlattığı süreçteki söylemleri ve çözüm tüm dünyada konuşuldu. Bu, durumu Erdoğan da dillendirdi. Bu neden suç olsun? Savcı bizler için 'örgüt üyesi' diyor. Sormak istiyorum.  Hangi örgüt üyesinin adresi bu kadar açıktır? Hangisi sigortalı çalışır? Hangisi öğrenim kredisini ödemek için her an vergi dairesine gider?" diye sordu.
 
'Gazetecilik iktidarın onayını alma mercisi değildir'
 
Hasta tutsakların yaşadığı sorunlara da değinen Reyhan, hasta tutsakların tedavilerinin yapılmadığını vurguladı. Reyhan, "Kürt bir gazeteci olarak kendimi anadilimde ifade edemiyorum. Bunun da özeleştirisi vermek istiyorum. OHAL'de gazeteler kapatıldı. Bu bizim gazeteciliğimize yönelik bir saldırı değil midir? Kürt gazetecilere ve gazeteciliğine yönelik saldırı değil de nedir? Biz buraya hırsız olarak gelmedik bugün buraya hakikat gazeteciliği ile geldik. Gazeteciler ve gazetecilik iktidarların onayını alma mercileri değildir. Biz bugün yargılanıyorsak bunu yaptığımız içindir, hakikat gazeteciliği yaptığımız içindir" diye belirtti. 
 
Türkiye'nin basın özgürlüğü açısından çok geri noktada olduğunu söyleyen Reyhan, "Umarım bu haksızlığı giderirsiniz. Beraatimi talep etmekle birlikte gazeteciliğin suç olmadığını belirtmek istiyorum" dedi.  
 
Daha sonra avukatların beyanına geçildi. Son olarak avukat Özcan Kılıç söz aldı. Özcan’ın savunmasının ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti Pınar Tarlak’ın “Adli kontrol” ve “Yurt dışı yasağı” şartıyla serbest bırakılmasına karar verdi. 
 
Mahkeme ayrıca Reyhan Hacıoğlu, Hicran Ürün'ün aralarında olduğu 5 tutuklunun tutukluluk hallerinin devamına karar vererek, duruşmayı 6 Aralık tarihine erteledi.