Bu kriz iktidarın iflası: Ekonominin ilacı neoliberalizm değildir

  • 10:06 8 Ekim 2018
  • Emek/Ekonomi

 

İZMİR - IMF sürecinde yapılan anlaşma ile krizin ve iktidarın kötü yönetimi nasıl halka fatura edildiyse şimdi de aynı programın olduğunu belirten HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay, “Bu iflas aslında iktidarın iflası. Ekonominin ilacı neoliberalizm, kapitalizm değildir. Antikapitalist bir perspektifle ekonomiyi düzenlemek zorundayız” dedi. 
 
Daha önceki ekonomik krizlerde IMF’ye (Uluslararası Para Fonu) başvuran Türkiye, yaşanan son ekonomik kriz için Amerika kökenli McKinsey danışmanlık şirketi ile anlaşma yoluna gitti. Ancak anlaşmanın tepkilerin odağına oturması sonrası Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan ABD'li McKinsey firmasından ekonomik danışmanlık alınmasıyla ilgili sözleşmenin iptal edildiğini açıkladı. Gelişmeleri değerlendiren Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay, yaşananların AKP'nin kötü yönetiminin bir sonucu olduğunu söyledi.
 
Türkiye'deki krizin kapitalizmin yaşadığı yapısal krizden bağımsız olmadığını belirten Serpil, kapitalizmin kaynaklarını tükettiğini ve sömürüyü katmerleştirdiğini dile getirdi. 
 
‘Bu iflas aslında iktidarın iflası’
 
1970'lerde kapitalizmin kendini sürdürememe krizinin sonucu olarak Latin Amerika'da başlayan neoliberal politikaların dünyada uygulanmaya başladığını hatırlatan Serpil, bu politikaların 24 Ocak kararlarının ardından Türkiye'ye 12 Eylül darbesi ile yerleştiğini söyledi. Bu süreçle beraber özelleştirmelerin yoğunlaştığına ve işçi sınıfının kazanılmış haklarının ortadan kaldırılmaya başladığına işaret eden Serpil, "Devletin imkanlarının sermayeye aktarılması, doğanın ve yaşamın bütün alanlarının piyasalaşmasıyla sermayenin güçlenmesi hedeflendi. Borçlarla, inşaatçı politikalarla ve tüketimin kışkırtılmasıyla piyasalaşma gelişti" dedi. 
 
16 yıldır artan inşaatçı politikaların sonuna gelindiğini ifade eden Serpil, 70'lerde yaşanan krizin bir benzerinin bugün döviz krizi ve borçlanamama krizi olarak yaşandığını aktardı. Serpil, "Türkiye'nin kaynaklarını savaşa aktarmasının, özellikle son 3-4 yıldır savaş kışkırtıcılığının arttırılması, sadece Türkiye sınırları içinde değil bölgede de giderek artan bir şekilde yayılmacı, Osmanlıcı politikaların kendisini ortaya koymasıyla kaynakların bir kısmı da buraya aktarıldı. Bütün bu şartlar Türkiye'yi bugün yaşadığımız enflasyonist ve üretemeyen dolayısıyla da topluma büyük bir pahalılık yoksulluk olarak yansıyan tabloyu ortaya çıkarttı. Bu iflas aslında iktidarın iflası" ifadesini kullandı. 
 
'IMF'de olduğu gibi kriz halka fatura edilecek' 
 
Serpil, ekonominin daha önce IMF'ye teslim edildiği gibi şimdi de Amerikan menşeli McKinsey danışmanlık şirketine teslim edildiğini vurgulayarak, "milli" ve "yerli" söylemleriyle de algı operasyonu yapıldığını ve yaşananların üzerinin örtülmeye çalışıldığını aktardı. Serpil, şöyle dedi: "Halklar savaşta ölsün diye, 3. Havalimanı şantiyesinde olduğu gibi işçiler en ağır sömürü koşullarında çalışsın ve sermayeye kar sağlasın diye Türk bayrağı ve milli yerli söylemiyle her şeyin üzeri örtülüyor. McKinsey, güvenilirliği uluslararası düzeyde kalmayan, kredibilitesi kalmayan ekonomi yönetiminin bir çeşit denetçisi konumuna gelmiştir. Her şeyin tek adamın ağzından kapalı kapılar arkasında belli iktidar kliklerinin çıkar odaklarına göre düzenlenen, tamamıyla soygun düzeni. Nasıl ki IMF sürecinde yapılan anlaşmada krizin ve iktidarın kötü yönetimi halka fatura edildi ise şimdi de aynı şekilde bir program olduğunu öngörebiliriz." 
 
'Asıl stokçu iktidardır' 
 
Krizi stokçuların derinleştirdiği şeklindeki söylemlerin de yine iktidarın başarısızlığını örtbas etmek için kullandığını dile getiren Serpil, tek tek bireyler suçlanarak halkın kendini suçlamasını hedeflediklerine işaret etti. Doğalgaza yapılan zammın stokçuluğun asıl iktidar tarafından yapıldığının bir kanıtı olduğunu belirten Serpil, "Doğalgaz Tuz Gölü'nün altındaki tesislerde birikiyor. Şimdi o gazı halka pahalı bir şekilde satacaklar. O zaman en stokçu sizlersiniz. Üretici ve tüketici fiyatlarındaki iki enflasyon arasındaki farka baktığımızda ÜFE'nin yüzde 46'larda TÜFE"nin yüzde 26’larda seyrettiğini görüyoruz. Arada 20 puanlık fark bile stokçulukla ilgili açıklamayı çürütüyor" dedi. 
 
'Güven ekonomisine ihtiyaç var' 
 
Türkiye'de bir güven ekonomisine ihtiyaç duyulduğunun altını çizen Serpil, "Sermayenin değil işçinin, emekçinin, insanın, kadının en önemli değer olarak kabul edilmesini tercih etmeliyiz. Bir tercih sorunudur bu aslında. Halkların tercihi halklardan yana olmak zorundadır. Halkı, bağışlara yardımlara muhtaç ederek, halkın birikimlerini yüzde 1'e aktarmak neoliberal sistemin bir yöntemidir. Halkın seçimlerini rıza üreterek bir araç haline getirmek, seçimler üzerinden sanki halk bu politikaları destekliyormuş gibi bir rıza üretip, sonra da halkın bütün kaynaklarını alma anlayışının terk edilmesi gerekiyor" diye belirtti.  
 
HDP'nin tüketim ekonomisinin karşısında duran, üretime dayalı, yenilenebilir enerji kaynaklı ekolojik bir politikayla toplumun ihtiyaçlarını esas aldığını belirten Serpil, "Tarımın desteklendiği, halkın yerel yönetimlere katıldığı, üretim kooperatifleri aracılığıyla ekonominin katılımcı bir tarzda sağlanmasını hedefliyoruz. Bu şekilde bir ekonomi politika izlediğimiz zaman kaynaklarımızın da ne kadar verimli ve ne kadar çok olduğunu kendi deneyimimizden de göreceğiz. Ekonominin ilacı neoliberalizm değildir, kapitalizm değildir. Antikapitalist bir perspektifle biz ekonomiyi düzenlemek zorundayız" ifadelerini kullandı.